Bilgi Artık Bizi Taşımıyor
…ama yine de bilgiyle yaşamayı öğreniyoruz.**
Çağımız tuhaf bir döngü yarattı: Her sabah gözümüzü açtığımızda bizi bir düşünce değil, bir veri seli karşılıyor. Gündem değişmiş, yeni bir kavram ortaya çıkmış, başka bir yapay zeka güncellenmiş… Dün anlamlı görünen bilgi, bugün yalnızca başka bir bilginin gölgesi. Bir zamanlar bilgi insanı ilerletirdi; şimdi ise çoğu kişi bilgiyi sırtında taşır hâle geldi. Sanki zihnin içinde, ağırlığı unutulmuş taşlar birikiyor. Zihin artık bir depo değil ama çağ onu öyle görmek istiyor. Her yeni bilgi, eski bir düşüncenin üzerine ince bir beton tabakası döküyor. Unutmak bir lütufken, artık bir yetersizlik gibi algılanıyor. Oysa gerçek şu: İnsan unuttuğu kadar hafifler. Byung-Chul Han’ın dediği gibi: “Pozitiflik çağında birey kendini özgür zanneder; oysa kendini sömürmenin zincirine vurulmuştur.” Kendini sömürmek… Kullanamadığı bilgileri taşıyarak yorulan bir zihin için ne kadar tanıdık bir cümle. Ama mesele yalnızca yorgunluk değil. Asıl mesele, bilginin artık huzura dönüşmüyor oluşu. Belleğe kazınıyor, fakat bilinçte yer açmıyor. Ve bu yüzden günümüz insanı şu soruyu sessizce kendine soruyor: “Gerçekten bilmem gereken şey bu mu?” “Yoksa bilmek, yalnızca geride kalmamak için kullandığım bir savunma mı?” Yine de umut var — çünkü bilgi yeniden şekillenebilir. Çağ bizi hızlandırdı, evet. Ama aynı çağ, bir direnç biçimi de öğretti: Yavaşlamayı seçim hâline getirmek. Bugün birçoğumuz, savaş haberlerini, kriz grafiklerini, kimlerin ne söylediğini, hangi cümlenin kaç beğeni aldığını bilmek istemiyor. Bu bir kaçış değil; zihinsel düzenimizi korumak için bir seçim. Çünkü insanın öğrenmesi gereken yeni bir bilgi var: Ne zaman duracağını bilmek. Ve belki de asıl bilgelik burada başlıyor. Bugün rüzgârın yönünü bilmek yeterli olabiliyor. Bir yaprağın neden o yöne savrulduğunu anlamak… Bir fincan çayın üzerindeki buharın nasıl yükseldiğini izlemek… Kalbin neden sessizleştiğini fark etmek… Bilgi, biz yükledikçe ağırlaşan bir şey değil artık. Dokunuşu hafifletilmiş, anlamı sadeleştirilmiş bir alan olabilir. Çağ bizi bilgiyle yorduysa, biz de çağın hızını küçük bir farkındalıkla yavaşlatabiliriz. Ve belki de gerçekten — bilgiyle dolu bir dünyada, bilmemeyi seçmek en radikal özgürlük biçimidir.