Gündelik Hayatta Acının Ekonomisi: Dayanıklılık Nasıl Üretiliyor?

Leon VarisSayı 310 Aralık 2025

Bir çağın ruhu çoğu zaman insanların ne hissettiğiyle değil, neyi saklamak zorunda kaldığıyla anlaşılır. Bugünün insanı acıyı saklamıyor artık — işliyor, taşıyor, şekillendiriyor, hatta kimi zaman ondan bir düzen kuruyor. Çünkü ekonomik gerçeklikler duygusal gerçeklikleri belirler hâle geldi; gelecek kaygısı yükseldikçe, iyileşmek bir ihtiyaç olmaktan çıkıp ertelenen bir lüks gibi görünmeye başladı. Bir düşünürün sözleri bugün daha berrak işitilir: “İnsan, güvende hissetmediği dönemde iyileşmeye değil, hayatta kalmaya yönelir.” Hayatın ekonomik ritmi bozulduğunda insan kendi iç ritmini de duyamaz olur. Bu duymazlık bir kusur değil, bir savunmadır; zihin iyileşmeyi ertelemez—yalnızca “şimdi değil” der. Önce faturalar ödenmelidir, sonra nefes alınmalıdır; önce beden ayakta kalmalıdır, sonra ruh kendini hatırlar.

Ama insanın tuhaf bir tarafı vardır: Tam iyileşmeyi en mümkün görmediği anda dayanıklılık üretmeye başlar. Bu dayanıklılık bir duygu değil, bir stratejidir. Gündelik hayatta küçük adımlarla, görünmez düzenlemelerle kurulur. Bir sabah uyanır insan, mutsuzdur; ama yine de kalkar. Bir akşam yorgun döner, yine de ertesi güne bir plan yapar. Markette en ucuz ürünü seçerken bile içten içe şunu fısıldar: “Yine de devam ediyorum.” Sosyologlar buna “mikro dayanıklılık” adını verir. Psikoloji ise daha sade söyler: “İnsan, güç bulamadığında bile yön bulur.”

Belirli bir hayat standardı tutturulamadığında iyileşmek gerçekten zorlaşır. Çünkü iyileşme yalnızca bir terapi odası ya da bir kitap sayfası değildir; güvende hissetmenin ürünüdür. Güvende hissetmeyen insan iyileşmeye değil, tasarrufa yönelir: duygularını kısar, ihtiyaçlarını erteler, hayallerini küçültür. Bunun adı içsel kemer sıkmadır. Ekonomik kemer sıkmadan daha sessiz, ama çok daha ağırdır. Bir finansal kırılma çoğu zaman ruhsal kırılmayı tetikler; çünkü insan kendine şu soruyu sormaya başlar: “Ben bu hayatta nerede duruyorum?” Bu soru yanıtını dışarıda aradığında acı büyür; içeride aradığında ise yeni bir güç doğar.

Her çağ kendi dayanıklılık biçimini üretir ve bizim çağımızın dayanıklılığı gerçeği inkâr etmeden devam edebilmek üzerine kurulur. İnsan artık güçlü görünmek zorunda değil; kırılganlığını kabul etmek bile bir güç kaynağına dönüşüyor. Bunun yanında küçük anlam alanları yaratmak — bir kahve masasında kendine beş dakika ayırmak, bir deftere iki satır yazmak, yürürken tek bir ağacı fark etmek — zihnin tehdit seviyesini düşürür ve iyileşme devrelerini açar. Bir nörobilimci bunu şöyle özetler: “Zihin, minik istikrar anlarını büyütmek için programlanmıştır.” Yani iyileşmek büyük kararlarla gelmez; küçük temaslarla, mikro adımlarla, çok insani tekrarlarla gelir.

Gündelik acı insanı bazen köşeye sıkıştırır; ama aynı acı dayanıklılığın hammaddesidir. Çünkü insan bir kere daha fark eder: Acı çözülmesi gereken bir problem değil, dönüştürülmesi gereken bir malzemedir. Modern dünyada hiçbir acı tek başına değildir. Her ekonomik daralma bir ruhsal titreşimi de beraberinde taşır. Ama insan tam da bu titreşimlerin içinde kendi ritmini yeniden kurmayı başarır. Dayanıklılık çoğu kişinin sandığı gibi her şeye rağmen dimdik durmak değildir; her şey eğilirken bile yönünü bulabilmektir. Ve belki de gerçekten, iyileşme dediğimiz şey acıdan kaçmak değil, acıyı hayatın içine daha sade bir yere yerleştirebilmektir.

Bu metin sende bir yerde karşılık bulduysa,
emeğe küçük bir destek bırakabilirsin. Teşekkürler.
Ödeme Buy Me a Coffee üzerinden USD olarak alınır.
0 beğeni
Yorumlar
Henüz yorum yok.